Sovyet Rusya raporlarında Anadolu’daki Yunan işgali ve katliamı

Sovyet Dışişleri Halk Komiseri (Bakanı) G.V. Çiçerin, 26 Ekim 1921 günü bütün ülkelerin hükümetlerine protesto mektubu gönderiyor. Çiçerin, bu protestoda Sakarya’dan çekilen Yunan ordularının Türk sivil nüfusa karşı giriştiği katliamlara dikkat çekmiş ve insanlık dışı bu eylemlerin durdurulmasını istemiştir:

“Yunan ordularının Küçük Asya’da (Anadolu-MP) giriştikleri vahşi ve insanlık dışı eylemler, Rusya hükümetini bu eylemlere karşı alınması gereken tavır meselesini bütün hükümetlerin önüne koymak ve onların dikkatini Türkiye’nin işgal altındaki bütün bölgelerinin Yunan orduları tarafından maruz bırakıldıkları korkunç yıkıma ve barbarca gaddarlıklara çekmek zorunda bırakmıştır. Hatta tarafsız gözlemciler ve telgraf (haber-MP) ajansları, Türkiye’nin Yunan orduları tarafından işgal edilen ve geri çekilirken boşaltılan bütün bölgelerinin bir çöle çevrildiğine vurgu yapmaktadır.

Yunanların geri çekildiği bütün yerlerde Türk köyleri yakılmakta, ve nüfus tamamen yok edilmekte ya da esir alınmakta, kadınlar ise en vahşi tecavüzlere maruz kalmaktadır. Bu yerlerdeki Türk nüfustan ancak ormanlarda ve dağlarda saklanabilenler kurtulmaktadır.

Yunan kumandanlığının emirlerinde Yunan ordularına yol üstündeki bütün Türk köylerini yakma talimatı veren Prens Andrey’e atıf yapılmaktadır. Hatta Yunan ordularının Başkomutanı Papulas Türk köylerinin imha edilmesi emrini vermiştir. Aşağıdaki köylerde insanı isyan ettiren tüyler ürpertici vahşet eylemleri kanıtlanmış bulunmaktadır: (…)

Rusya hükümeti bütün hükümetlerin dikkatini Türkiye’yi istila eden Yunan ordusunun bu engin, dört başı mamur bölgeyi bu şekilde tam bir yıkıma uğrattığına ve gerçek bir çöle çevirdiğine çekiyor. Rusya hükümeti, Yunan hükümeti karşısında Yunan ordularının Türkiye’deki tahammül edilemez eylemlerini sonlandırması için gerekli adımların atılmasını önererek bütün hükümetlere başvurmayı koşulsuz gerekli görmektedir.” (Rusya Federasyonu Dış Politika Arşivi (AVPRF) fond 132 liste 4 klasör 4 dosya 2 yaprak 89.)

Türkiye’nin Moskova Büyükelçisi Ali Fuat Paşa da Sovyet Rusya’nın bu girişimine aynı gün bir teşekkür mektubuyla cevap vermiştir. Ali Fuat Paşa, mektubunda Moskova’nın bu protestosunun Sovyet hükümetinin harekete geçirdiği yüksek insanlık duygusunun bir kanıtı olduğunu ifade etmiştir. (Mektubun Fransızca orijinali, Fransızca kopyası ve Rusça çevirisi için bkz. AVPRF fond 132 liste 4 klasör 4 dosya 6 yaprak 62-64.)

ASKERİ ARŞİV BELGELERİ

Bu konuya Sovyet Kızıl Ordusu’nun arşivi olan Rusya Askeri Devlet Arşivi’nde (RGVA) bulunan belgeler de ışık tutmaktadır. “Anadolu Türkiyesi” başlıklı 16 sayfalık bir raporda Yunanların İzmir bölgesini işgaliyle vahşi katliamlara giriştikleri ifade edilir. Bu rapora göre Yunanlar, Karadeniz bölgesine de ajan subaylarını göndermekte ve Yunanların çıkarma yapması için uygun zemini yaratmak amacıyla oralarda isyan kışkırtmaktadır. Bu bölgedeki aydın ve burjuva Rumlar, bağımsız bir Pontus Cumhuriyeti fikrini üfürmektedir.

Bu sebeple Türk hükümeti, kıyı bölgelerinin güvenliği adına bölgedeki Rumları tahliye etmek zorunda kalmıştır. Buna cevaben Rum çeteleri kurulmuş ve Türk köylerini basarak çoluk çocuk demeden tüm köy nüfusunu katletmişlerdir. Böylece bölgede karşılıklı kırımın fitili ateşlenmiş, Rumlara yönelik intikam saldırıları olmuştur. (Raporun tamamı için bkz. RGVA fond 25899 liste 3 dosya 319 yaprak 36-43, 36 arkası-43 arkası.)

Eylül-Ekim 1921’de yaşanan olayları konu alan “Anadolu’da Askeri-Siyasi ve Ekonomik Durum Hakkında Kısa Rapor” başlıklı bir belgenin “Askeri Özet” alt başlığı altında yine Yunan ordularının geri çekilirken bütün köy ve şehirleri yaktıkları, böylece Mustafa Kemal’in cephe gerisinde tam bir çöl bıraktıkları belirtilmektedir. (RGVA fond 25899 liste 3 dosya 498 yaprak 198)

Askeri arşivde bulunan 1 Kasım 1921 tarihli başka bir raporda ise Trakya bölgesinde Yunan işgal yönetiminin politikaları ve buna karşı yerli nüfusun tepkisi ele alınırken şunlar kaydedilmiştir:

“Yunanların Türkiye’deki durumu, esas olarak ordularının Küçük Asya Cephesi’ndeki başarısına bağlı. Bulgarlar ve Türkler, Trakya nüfusunun yaklaşık üçte ikisini oluşturuyor ve işgalcilere düşmanca yaklaşıyorlar. Yunan iktidarı, diğer halklara karşı amansız bir şekilde terör uyguluyor, halkın her türlü karşı koyma nüvesini ezmeye çalışıyor.

Yunan dili, devlet ve kamu kurumlarında zorunlu dil ilan edildi. Bulgar ve Türk okulları kapatıldı. Özel Yunan komisyonlarının zor kullanarak keyfi bir şekilde gerçekleştirdikleri her gün artan istimlak politikası köylülerde rahatsızlık yaratıyor.

Belirtilen sebepler Trakya’da çeteciliği doğurdu. Çeteler, yerel Bulgar ve Türk nüfustan oluşuyor. Silahlı çeteler, silahları Tahir Paşa’nın (Türk) ordusundan kalan stoklardan temin ediyorlar. İsyan hareketinin merkezleri Bulgaristan sınırında bulunan Rodop ve Istranca Dağlarındaki Bulgar ve Türk köyleri. (…) Son dönemde isyancılar taktik değiştirdiler ve Yunan birlikleriyle çatışmadan kaçınıyorlar; depolara, hükümet kurumlarına saldırılar gerçekleştiriyorlar, ikmal yollarını tahrip ediyorlar ve işgal yönetiminin temsilcilerine karşı terör uyguluyorlar.”

Raporda Trakya’nın ekonomik durumu ele alınırken Yunanların yağma politikasından ve tahılla büyükbaş hayvanlara Anadolu’daki Yunan ordusunun ihtiyaçları için el koymalarından da bahsedilmektedir. (RGVA fond 25899 liste 3 dosya 482 yaprak 60-60 arkası)

Arşivdeki 2 Eylül 1920 tarihli, “Türkiye’de Yaşam” başlıklı bir askeri istihbarat raporunda da Rumların İtilaf Devletleri’nin kuvvetli desteğine güvenerek Türklere karşı kibirli ve küstah davrandıklarının bilgisi verilmektedir. Bu durum, özellikle Avrupa gericiliğinin Yakın Doğu’ya karşı kendisi için bir üs haline getirdiği İstanbul’da görülmektedir. (RGVA fond 109 liste 3 dosya 278 veya 279 yaprak 31.)

Kızıl Ordu’nun askeri istihbarat raporları kimi zaman Ankara’nın açıklamalarını da aktarmaktadır. 3 Kasım 1920 tarihli Anadolu Ajansı’nın bir haberinin aktarıldığı raporda Yunanların İnegöl’den Bursa yönüne doğru geri çekilirken neredeyse bütün köyleri ve Yenişehir’i yaktıkları belirtilir. Hatta insanların da yakıldığı olaylar yaşanmıştır. (RGVA fond 109 liste 3 dosya 302 yaprak 20 arkası.)

FRUNZE VE ARALOV’UN TANIKLIKLARI

Sovyet komutanı Frunze de Türkiye ziyareti sırasında Meclis’te yaptığı konuşmada “Türk halkının kudurmuş düşmanın vahşiliklerine maruz kalmasının” Ukrayna ve Rusya’da “büyük bir kin” uyandırdığını söylemiştir. (Rasih Nuri İleri, Atatürk ve Komünizm, Scala Yayıncılık, 5. Basım, Mayıs 1999, s.314.) Frunze, ayrıca Türkiye anılarında Yunanların Batı Anadolu’da Müslümanları imha ettiklerinden, mal ve öteki değerli eşyalarını yağmaladıklarından bahseder. (Frunze’nin Türkiye Anıları, Cem Yayınevi, İstanbul, 1978, s.8, 108.)

Sovyet Büyükelçisi Aralov ise anılarında Yunan zulmünü “Kaçmakta olan düşman, yabani bir kudurganlık içinde, yolda rastladığı her şeyi yakıp yıkıyordu. Uşak, Aydın, Manisa şehirleri ve köylerin çoğu yakılmıştı.” diyerek anlatır. (S. İ. Aralov, Bir Sovyet Diplomatının Türkiye Hatıraları, Burçak Yayınevi, İstanbul, 1967, s.142.) Aralov, 2 Eylül 1922 günü Ankara’dan Moskova’ya gönderdiği telgrafta da Türk köylerinin çoğunluğunun sakinleriyle birlikte yakıldığı haberini geçmiştir. (Rusya Toplumsal Siyasal Tarih Devlet Arşivi (RGASPİ) fond 544 liste 3 dosya 117 yaprak 150.)

Aralov, ayrıca İktisat Kongresi için İzmir’de bulunduğu günlerde gazetecilere “(…) yolculuğumuz çok uzun, çok güzel ve aynı zamanda Yunan mezalim tahribatı itibarıyla da çok müessir oldu. Yunanların tahripkârlığını gözlerimizle gördük. (…) Sefil Yunanlar ecnebi kapitalizminin kiracısıdırlar.” şeklinde demeç vermiştir. (Vakit, 26 Şubat 1923 ve Tanin, 26 Şubat 1923)

Aralov’un döneminde elçiliğin birinci sekreteri olan Anatoliy Glebov da anılarında Yunanların işgal ettiği bölgelerde Türk kadın ve çocuklarının çok kanı aktığını, bunun karşılığında da Ankara’nın iktidarı altındaki bölgelerde de Rumlara yönelik baskılar yapıldığını ifade eder. (Anatoliy Glebov, Liniya Drujbı, Sovyetskiy Pisatel, Moskva, 1960, s.34.)

Kurtuluş Savaşı yıllarında Aralov’un davetiyle Türkiye’ye gelen ve birçok resim çizen Sovyet sanatçısı Lansere de Türkiye anılarında İzmir’in Yunanlar tarafında işgaliyle Müslümanlara yönelik yapılan katliamlardan bahsetmektedir. (Y. Y. Lansere, Ankara Yazı, Kaynak Yayınları, İstanbul, Ekim 2004, s.91.)

SOVYET ŞARKİYATÇILARIN ESERLERİ

Sovyet devletinin Pravda, İzvestiya gibi resmi yayın organlarında sık sık yazıları yayımlanan İrandust da çalışmalarında Yunan mezalimine temas etmiştir. İrandust adını kullanan Osetrov, 1928 yılında çıkan “Kemalist Devrim’in İtici Güçleri” başlıklı çalışmasında şöyle yazar:

“Türk nüfusun fiziki olarak yok edilmesi programı tamamen bilinçli olarak işgalcilerin yönetiminde uygulandı, öyle ki Anadolu’nun verimli toprakları İtalyan ve Yunan göçmenlere ayrılmıştı. İzmir’de bu politika çok keskin bir hal aldı. Burada Yunan göçmenler tarafından Türk nüfusu yok etmek ve varlıklarına el koymak adına açıktan silahlı bir savaş başlatıldı. Türk köylülerinin silahsızlandırılması bütün köylerinin yok edilmesinin çoğu zaman sadece bahanesi oldu. İşgal bölgelerinde Türk nüfustan sağ kalanlar, tam bir yoksulluk içine itildiler.”

İrandust, eserinde Karadeniz Rumlarının Pontus devletini yeniden canlandırmak için yerel Türk nüfusa karşı katliamlara giriştiklerini de belirtir. (İrandust, Dvijuşie Silı Kemalistskoy Revolyutsii, Gosudarstvennoe İzdatelstvo, Moskva-Leningrad, 1928, s.67, 70.)

Sovyet devletinin en önemli Doğu uzmanlarından M. Pavloviç de Yunanların İzmir’de yaptıkları “korkunç katliam”dan söz etmektedir. (M. P. Pavloviç, “Revolyutsionnaya Turtsiya”, Turtsiya v Borbe Za Nezavisimost, Nauçnaya Assotsiatsiya Vostokovedeniya Pri TsİK SSSR, Moskva, 1925, s.49, 63.)

Önemli Sovyet tarihçilerinden Bagirov da “İzmir ve civarının Yunanlar tarafından işgali, katliamları, cinayetleri, halka, çocuklara, yaşlılara ve kadınlara karşı girişilen zorbalıkları da beraberinde getirdi.” diye yazar. (Y. A. Bagirov, Kurtuluş Savaşı Yıllarında Azerbaycan-Türkiye İlişkileri, Bilim Yayınları, İstanbul, Şubat 1979, s.108.)

Yakın dönem Belaruslu tarihçilerden İ. G. Drogovoz, kitabında İzmir’in işgalini şu satırlarla anlatmıştır:

“Karaya çıkan Yunanlar, ilk andan itibaren Türk sivil nüfusa yönelik aralıksız katliamlara, yağmaya, tecavüzlere, aşağılamalara ve cinayetlere başladılar. Sadece ilk gün kadın-erkek, yetişkin-çocuk 400 Türkü öldürdüler. Takip eden üç günde ölen Türklerin sayısı İzmir’de dört bine yükseldi.”

Drogovoz, İzmir’in kurtuluşu günlerinde Türk birliklerinin İzmir’in Türk nüfusunu yağma ve katliamlardan korumak amaçlı meşru müdafaa çabası içinde olduğunu da belirtir. Yunanlar, buna cevap olarak birçok evi ateşe vermişlerdir. Ayrıca bir Yunan denizaltısı, içinde Türk savaş esirlerinin bulunduğu bir gemiyi de batırmıştır. (Bkz. İ. G. Drogovoz, Turetskiy Marş. Turtsiya v Ogne Srajeniy, Harvest, Minsk, 2007, s.319, 340.)

Dr. Mehmet Perinçek